nükleer atıklar

Gila Benmayor / Hürriyet

PAZAR günü hiç üşenmedim Nükleer Karşıtı Platformu’nun Fukuşima felaketinin 2. yıldönümünde Galata Köprüsü üzerinde düzenlediği etkinliğine gittim.

“Yaşasın Hayat” “Nükleer’e Hayır” gibi pankartları taşıyanların oluşturdukları “insan zinciri” oldukça cılızdı.

Türkiye gerçekten tuhaf bir ülke.

Daha iki yıl önce gerçekleştirilen bir kamuoyu yoklamasında halkın yüzde 64’ünün nükleere karşı oldukları ortaya çıkmamış mıydı?

Peki nerede bu insanlar?

Nükleer Karşıtı Platformu’nun, Galata Köprüsü’ndeki açıklamasında önemli detaylar var.

160 bin kişinin evsiz kaldığı Fukuşima kazasında maliyetin 250 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen Fukuşima ve çevresindeki toprakta, denizde yüksek seviyede radyasyona rastlanıyor.

Geçenlerde nükleer santral açıklarında yakalanan bir balıkta normal seviyenin 2 bin 500 katı radyasyona rastlanıldığını yazmıştı gazeteler.

Fukuşima eyaletinde geçtiğimiz ocak ayında yapılan sağlık taramasında ise 95 bin çocuğun yüzde 44’ünde tiroid anormallikleri görülmüş.

Bunlar sadece basına yansıyan; buz dağının altında kamuoyundan gizlenen başka gerçekler var.

Kaza demokrasinin sonu

Le Monde Gazetesi’nin önceki gün sayısında yer alan “Nükleer kaza, demokrasinin sonu” başlıklı yazıda Japon basınına uygulanan sansürden söz ediliyor.

Öyle bir sansür ki, Sınır Tanımayan Gazetecilerin raporuna göre, Japonya basın özgürlüğünde 22. sıradan 53. sıraya gerilemiş.

Aynı yazıya göre, Fukuşima eyaletinde yaşayanlar kendi kaderlerine terk edilmiş, devlet yok.

Radyasyona maruz kalanlar haklarını gündeme getirince resmen parya muamelesi görüyorlar.

Özellikle gençler isyanda.

Yaşlıların, Japonya’nın ekonomik geleceği kaygısıyla susmaları onları çileden çıkartıyor.

“Hiroşima’da öfke vardı, Nagazaki’de dua. Fukuşima’da ise bizden sessizlik bekleniyor”.

Fukuşima’da olup bitenlerin gerçek yüzünü ancak oraya giden gönüllü gazeteci, fotografçı ya da STK temsilcilerinden öğrenmek mümkün.

Galata Köprüsü’ne dönersek, eylemcilerin dikkat çektikleri gibi Fukuşima’ya bakarak Mersin ve Sinop için kaygılı olmamak elde değil.

Nükleer Karşıtı Platform’un gündeme getirdiği, Mersin’deki atıklar meselesinin bir de İstanbul Boğazı’nı ilgilendiren tarafı var.

Akkuyu santralinin yapımını üstlenmiş olan Ruslar anlaşmaya göre, atıkları alıp götürecekler.

Nasıl götürecekler? İşte orası bir muamma.

Karayolundan mı? Yoksa denizden mi?

Atıkları İstanbul Boğazı’ndan geçirmeleri durumunda nasıl büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalacağımızı düşünen var mı?

Fransızlar Versailles Şatosu’nu satılığa çıkarabilir

ELEKTRİĞİNİN yüzde 78’sini nükleerden elde eden Fransa’da nükleer karşıtlığı tırmanışta.

Son kamuoyu yoklamalarına göre halkın yüzde 42’si nükleer konusunda kaygılı.

Yukarıda sözünü ettiğim “Nükleer kaza, demokrasinin sonu” yazısında Fransa’daki bir nükleer kazanın, zararların tazmini dahil 430 milyar euroya mal olacağı hesaplanmış.

Fransa’nın 2013 bütçesi 395,5 milyar euro.

Yani bugünkü bütçesiyle Fransa böyle bir felaketin altından kalkamaz.

Yazıya göre, dolayısıyla ülkenin iki seçeneği kalıyor: Ya nükleer kazaya maruz kalanları kaderleriyle baş başa bırakacak ya da Versailles Şatosu’nu satılığa çıkaracak.

Akkuyu’da şeffaflık yok

DÜNYANIN ilk beş ekonomisi arasına giren Fransa nükleer bir kaza durumunda iflasla karşı karşıya gelirse Türkiye’nin durumu ne olur?

İnsan bunu aklına bile getirmek istemiyor ama söz konusu nükleer olunca bu enerji kaynağının yüzde yüz güvenli olmadığını hepimiz iyi biliyoruz.

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi EDAM’ın geçtiğimiz Ocak ayında yayınladığı “Nükleer Enerjiye Geçişte Türkiye Modeli II” raporunda Akkuyu sürecinin yeterince şeffaf olmadığı bir kez daha gündeme getiriliyor.

Nükleer enerjiye geçiş yapan ülkelerin uzun dönem strateji, politikalarını açıkladıkları “Beyaz Belge” bile yok ortada henüz.

1 Yorum

Yorum yaz

Yorum yazın!
İsminizi buraya yazın