Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nda 195 ülkenin onayına karşın, hukuki yaptırım eksikliği ‘zayıf nokta’ olarak nitelendi.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21) küresel ısınmaya karşı alınacak önlemler, 195 ülkenin oy birliğiyle kararlaştırılmasına karşın, Kyoto Protokolüne göre daha çok “gönüllülük” esasına dayanması ve hukuki yaptırım eksikliklerinin bulunması “zayıf nokta” şeklinde nitelendirildi.

Paris’te 30 Kasım -11 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen konferansta, ülke delegelerinin oy birliğiyle kabul edilen anlaşma metninde, küresel ortalama sıcaklık artış limitinin 100 yıllık süreçte 1,5 ila 2 derece arasında sınırlandırılması konusunda uzlaşıldı. Anlaşmada, küresel ortalama sıcaklık artışının sınırlandırılması, fosil yakıtların aşamalı olarak azaltılması ve ciddi temiz enerji yatırımlarının hızlandırılmasını gündeme getirdi.

Anlaşma, sadece temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarının ülkelerin enerji sistemlerine dahil olmasını değil, global ölçekte insanoğlunun yaşantı şeklinde köklü bir değişikliğe gidilmesini de öngördü.

Geniş katılımla onaylanmasına karşın Kyoto Protokolü ile karşılaştırılan Paris Anlaşması’nın sonuçlarının sürpriz olmadığı, ancak sera gazı emisyonlarına katkı yapan ülkelere uygulanacak cezai yaptırımların açıkça belirtilmemekle birlikte uygulamanın ülkelerin gönüllülük esasına bırakılması, hukuki açıdan “zayıflık” olarak değerlendirildi.

Çevreci ve iklim bilimcilerinin zayıf bulduğu Paris Anlaşması, en çok iki yönden eleştiriliyor. Anlaşmada, “tüm ülkelerin beyan ettikleri ve söz verdikleri sera gazı indirimi toplamının aslında 2 derece hedefinden uzaklığı” eleştirilerin yoğunlaştığı ilk alan olarak öne çıkıyor.

Farklı disiplinlerden bilim insanları tarafından yapılan çalışmalarsa, 100 yıl sonuna kadar küresel ısınmanın 3 ila 4 derece artış göstereceğini ortaya koyuyor.

Hedef konusundaki iyimserlerin görüşü, “Paris Anlaşması’nın gelecek 5 -10 yıl içinde ülkelerin beyanlarını yenilemesiyle 2 derecelik hedefin tutturulabileceği” esasına dayanıyor.

Eleştirilerin yoğunlaştığı ikinci noktaysa, önceki Kyoto Protokolü daha çok yaptırımlar rejimi olarak adlandırılırken, Paris sonrası oluşan yeni rejimde, “cezai yaptırımların eksikliği” olarak gösteriliyor. Ülkelerin taahhüt vermedikleri için cezai yaptırımlardan kaçınabilecekleri belirtiliyor.

Uluslararası Enerji Ajansı ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı gibi kuruluşlar Paris Anlaşmasını “Dönüm Noktası” olarak tanımlarken, çevreci örgütler de anlaşmayı olumlu ancak yetersiz buluyor.

Dünyanın önde gelen yenilenebilir enerji şirketlerinden anlaşmayı destekleyici açıklamalarda bulunurken, petrol şirketlerinden henüz herhangi bir açıklama yapılmadı.

Öte yandan, petrol, doğalgaz ve nükleer gibi enerji kaynaklarına muhalif tavırlar sergileyen Greenpeace Örgütü, resmi internet sitesinde anlaşmada fosil yakıtların kullanımının azaltılması konusunda güçlü bir mutabakat olduğunu duyurdu. Örgüt, anlaşmanın bağlayıcılığı ve ülkelerin ulusal iklim değişimi planının desteklenmesi konularında umut verici olduğunu, ancak küresel destek ve çevreyi kirletenlere karşı cezai uygulamaların anlaşmada oldukça yetersiz kaldığını savundu.

Sanayi Devrimi’nden sonra gelişen endüstriyel faaliyetler ve artan enerji ihtiyacı iklim değişikliği ve küresel ısınmayı tetikleyen sebeplerin başında gelirken, sera gazı salımına ilişkin mevcut anlaşmaların 2020’de sona erecek olması dolayısıyla, Paris’te en az 10 yıllık yeni taahhütlere girilmesi, sorunla mücadele noktasında yine de büyük önem taşıyor.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER