Petrokimya endüstrisi 20. yüzyılda hızla gelişerek küresel ölçekte fosil kaynakların tükenmesine ve iklim değişikliğine yol açtı. Bu sorunları çözmek ve sürdürülebilir ve çevreye duyarlı bir toplum oluşturmak için bitkiler ve algler gibi yenilenebilir biyokütleleri kullanabiliriz.

Dünya üzerindeki biyokütle miktarı şu anda tükettiğimiz enerji miktarının yaklaşık 10 katı kadardır. Bu biyokütlenin yaklaşık yarısı su ortamında yetişmektedir. Mikroalgler az miktarda su, karbondioksit ve az miktarda mineraller ile büyüyebilir ve hücreleri hızla bölünür. Yani mikroalglerden, karadaki biyokütlenlerden daha hızlı hasat edilebilir. Tuzlu sudan hasat edilen yeşil yosun yeni bir türü olan JSC4, yüksek lipid seviyeleri ile yüksek bir büyüme oranını birleştirir. Araştırma ekibi “dinamik metabolik profilleme” adlı bir analiz yöntemi geliştirdi ve bunu JSC4’ü analiz etmek için kullandı. Bu yöntemle JSC4’ün hücrelerinde nasıl yağ ürettiğini keşfetti.

JSC4’ü karbondioksit ile inkübe etmeye başladıktan 4 gün sonra hücre ağırlığının yüzde 55’inden fazlasının karbonhidratlardan oluştuğu gözlemlendi. Tuzlu su, inkübasyon sıvısının yüzde 1-2’sini oluşturduğunda ekip karbonhidratlarda bir azalma gördü ve yağda artış gördü. Kuluçka başlamasından 7 gün sonra hücre ağırlığının yüzde 45’inden fazlası yağ haline geldi. Grup, dinamik metabolik profillemeyi kullanarak şeker biyosentezinin yavaşladığını, yağın bir unsuru olan triaçilgliserol sentezinin aktif olduğunu gözlemledi. Başka bir deyişle deniz suyunun ilavesi, nişastadan petrol üretimine geçiş yolunu açtı. Bu bulgulara dayanarak daha verimli tarım yöntemleri ve genetik mühendisliği ile petrol üretimi yapılabilir ve verimli biyoyakıtlar elde edilebilir.