akis

2011 Tōhoku depremi ve tsunamisi sonrasında, 11 Mart 2011’de Fukuşima Nükleer Santralinden atmosfere radyoaktif sızıntılar yaşanmıştı. Fukuşima Nükleer Santrali sızıntıları, Çernobil felaketinden sonra en büyük ikinci nükleer sızıntı olarak tanımlanıyor.

Bu felaketin küresel etkisinin düşünüldüğünden daha büyük olduğunu savunan bilim insanları, Fukuşima Nükleer Santrali sızıntılarının okyanuslara, kutuplardaki buzullara ve küresel olarak yer değiştiren hava akımlarına radyasyon yüklenmesine sebep olduğunu, bu zincirleme etkileşimin dünyadaki her bireye ne kadar zarar verebileceğini ölçümlediler. Bu detaylı çalışmalar Norveç Hava Araştırmaları Enstitüsü tarafından yönetildi.

Yapılan araştırmanın verilerine göre, Fukuşima’da erimeyle çıkan radyasyonun yüzde 80’inden fazlası okyanuslarda veya buzullarda yok olmuş olsa da, geri kalan radyasyondan, gezegendeki her insan yaklaşık 0.1 milisievert oranında etkilendi (radyasyon ölçüm biriminin binde biri). Bu oran tüm dünya nüfusunun “bir defa röntgen” çektirmiş olmasına denk geliyor. Bu radyasyon miktarının insanlar üzerinde çok fazla bir etkisi yok, sadece bir BT taraması bile vücudumuzu 15 milisievert radyasyona maruz bırakabiliyor. Öte yandan 1,000 milisievert eşiğine ulaşana kadar insanlarda radyasyon hastalığına rastlanmıyor. Elbette reaktör çevresinde yaşayanların riskli derecelerde radyasyon aldığı yadsınmıyor ancak felakette ortaya çıkan radyasyonun tüm dünyayı etkilemiş olması, son derece düşündürücü.

Yorum yaz

Yorum yazın!
İsminizi buraya yazın